|
   

Değişik Ulusların ve kültürlerin
merkezi olmuş olan Hatay'ın öyküsü, cilalı taş çağlarından başlar.
Dağları ve Amik Ovasının başlıca zenginlik kaynağı olması nedeniyle,
komşularının tutkularını kamçılıyarak zaman zaman, saldırılara uğrayan
Hatay'ın, en eski yerlileri "Prototigris"lerdir. Bütün insanlığın ilk
uygarlık tohumlarını atan bu ulus, üçüncü binin ilk yarısında Akatlı,
Sargon ve torunu Naramsın'ın yönetimi altına girdi. Akatlar’dan sonra,
ikinci binden az önce, Subar (Hiri) lar göç ettiler. Bu Devletler din
ve budun biriliğiyle birleşmiş siyasal topluluklardır. Bunlardan
biride merkezi Halep'te bulunana Yamhat Krallığıdır.
M.Ö. XVII. yy'ın sonuna doğru beliren
siyasi olayların en önemlisi: İsos (İskenderun) Körfezi yönüne akın
eden Etilerin, Huri olan Halep ve Kargamış krallarını yönetimi altına
almalarıdır. Bu ara Mısır’daki Hiksos egemenliği de son buldu.
Mısırlılar M.Ö. XVI. yy’da önce Filistin’e sonra Suriye, Asi nehri
vadisine, en son Fırat kıyılarına dek yaptıkları akınlarla, Mitanmi
(Huri) lerin güçlerini kırdılar.
Oysa
Mısır Kralı (Totmosis III.) ün ölümüyle, Halep ve buna bağlı devletler
baş kaldırdılar. Mısırlılar bu ayaklanmayı önleyemediklerinden,
Suriye’den çekilmek zorunda kaldılar. Mitanmiler bu üstünlüğe
dayanarak, Fırat sınırından, Asi Vadisine dek, bütün devletlerle
birlikte, İndu-Aryan ailesinden Savşatar’ı başlarına geçirdiler.
Ancak, uzun sürmedi, yeniden Etiler ve Mısırlıların egemenliğine
girdiler.
M.Ö.
1314’te Halep ve Mukisliler, Etilerle birleşerek Mısırlıları yendiler.
Böylece 140 yıl süren eti egemenliği, batıdan gelen denizci ulusun
baskınıyla son buldu (M.Ö. 1190’da). Eti İmparatorluğunun
düşüşünden sonra, güneyde kurulan Eti Prensliklerinden, Hatay
yöresindekiler birleşerek, Hatina adını alıp Kanula’yı (Çatal-Höyük)
kendilerine merkez seçtiler. M.Ö. 841’e dek bağımsızlıklarını
sürdürdüler. Sonra Asuri egemenliğine girdiler. Asurlardan sonra da,
Yeni Babil’in bir il beyliği ve M.Ö. 538’de Pers
Kralı Dara, Büyük İskender’le İsos’ta yaptığı savaşta yenilerek
Fırat’a dek çekildi. Fırat boylarında ikinci bir savaşta yine yenildi
ve İskender’in egemenliği altına girdi.
İskenderi’in ölümünden sonra bölge generallerince yöneltilmeye
başladı. Generallerden Antigan ile Babil Satrabı
Seleucos arasında, İsos’ta ortaya çıkan savaşta, Seleucos üstün geldi
ve bir zafer alayı ile Antakya üzerinden, Samandağı’na (şimdi ki
Kapısuyu – Mağaracık) giderek (Seleucos) kentini
kurdu. Daha sonra hükümet merkezi olarak seçilecek bölge için, Grek
sömürgeleri arasında anlaşmazlık çıktı. Bunlardan bir kısmı Antakya
yöresinde olması umulan (Antigonya)’yı bazılarıda bugünkü Antakya’nın
bulunduğu yeri istiyorlardı. Sonunda, Silifius (Habib-Nacar)
Dağı eteklerinde, kentin kurulması karalaştırıldı.
M.Ö. 300’de kent kurularak, Seleucos’un babasının
adına mal edilip ANTİOCH adı verildi.
Tarihte
önemli bir yer tutan Antakya kenti, ilk kralı
Seleucos 1. Nicator (M.Ö. 281) dan başlayarak, Roma İmparatorluğuna
katılma tarihi olan M.Ö. 64 yılına dek, komşu devletlerden İran, Mısır
ve Romalıların kötü propagandaları yüzünden, iç savaşta kurtulamadı.
Büyük Antioch III. Zamanında yurt huzura kavuştu. Ancak, Romalılarla
yapılan savaştaki yenilgisi üzerine, yurt parçalandı, iki oğlu
arasında taht için acıklı durumlar ortaya çıktı. Bu olay sürüp
giderken, M.Ö. 148’de bir yer sarsıntısıyla Antakya yıkıldı. Babasının
yerine, Antioch IV. Epiphane,
kenti yeniden kurdu. M.Ö. 148 ve 138’de ikinci kez kral olan
Demetrius II. Nicator, rakipleri ile durmadan uğraştı. Sonunda
Part’ların araya girmeleriyle yönetimi son buldu. Yerine Leğit’lerin
yardımıyla, Antiochus VII. Evegete geçti. Antioch VII ile evlenen
Cleopatra Thea Hanedan arasındaki olaylara katıldı. Bu taht kavgası
sonunda Demetrius II. Nicator yeniden tahta geçerek, karısıyla
Antiochus’u yurttan uzaklaştırdı. Bir yönden de Ptoleme Evergete’den
yardım istedi. O da Zebina’yı gönderdi. Sonunda Demetrius öldü
Zebina’da yenilgiye uğratıldı. Bunun üzerine Cleopatra Thea’nın oğlu
ve Tryphon’un kocası olan Antiochus VIII. Grypus M.Ö. 125’te tahta
geçirildi.
Seleucides Hanedanlığın zamanında Trypon Defnede Diana heykelinin
ayakları ucunda Cleopatra Thea’yu boğarak öldürttü. Bu çirkin
karışıklıklar sonunda, Antakya kapıları M.Ö. 83’te Ermeni Kralı
Tigrane’a açıldı. O da karıklığı önleyemedi, Romalılar Seleucides
Hanedanının son kralı olan Antiochus XIII. Asiaticus (M.Ö. 69) tahta
geçirildi. En sonunda M.Ö. 64’te bütün yurdu Pompei, Roma’nın bir
eyaleti olarak imparatorluğa kattı.


Pompei, imparatorluğunun
korumasında, bir kral adayı niteliğiyle, bölgesini tek başına
yönetiyordu. Topluma iyi görünmek için bazı ayrıcalıklar da veriyordu.
Sonunda M.Ö. 48’de diktatörlüğünü duyurdu. Ancak gün geçtikçe
etkinliği azalmaya başladı. Bu sıralarda halk tarafından çağrılan
Sezar önce verilen ayrıcalıkları tanıdı. Ancak iç kaledeki duvarların
yapılması, Acrabol
Anphtheatre, mehkeme, kaplıcalar ve su yolları yapılması gibi
önermelerde bulundu. M.Ö. 42’de zorbalar arasında çarpışmalar boy
gösterdi ve M.Ö. 39’da bastırıldı. M.Ö. 38’de Antakya’ya gelen Mare-Antoinemermer
döşemeli galeriler yaptırdı. Antoine toplumun ideali idol’u idi. Ancak
Octav doğuda elde ettiği zaferin ardından, Antakya’yı ziyaretinde
toplum için yeni bir yol açıldı.Octav’ın onuruna gösterişli bir
karşılama yapıldı.
Octav’dan
sonra Tiberius, kentin dört yanını surlarla
kuşattıve çeşitli som mermerden sütunlar üzerine, tunçtan heykeller
diktirdi. Ortaya çıkan bir yangın sonunda bir çok eser yıkıldı.M.S. 28
ve 29. yıllarda Hıristiyanlar ve Yahudiler arasında kavgalar başladı.
Hıristiyanlığın doğuşu Yahudi taassubunun en koyu zamanına rastlar.
Kudüs Kilisesi gün geçtikçe önemini yitirirken Antakya’da
Hıristiyanlık olanca çabukluğu ile gelişiyor ve
Hıristiyanlar arasında beliren, öbeklerin taassubu iyice arttığından,
ortaya çıkan çatışmaların önüne güçlükle geçiliyordu.
İmparator
Neron’un ölümü üzerine halk ve Leginolar, Vespasien’i imparator
seçtiler. M.S. 71’de çıkan yangın, afet durumunu almış bazelikalar ve
birçok evler yanmıştır. Bu yangına yol açanların Yahudiler olduğu
kanısıyla katliam başlamış, bu yüzden çıkan kanlı çatışmalar
Yahudilerin başarılarıyla sonuçlanmıştır.
Bu zafer
üzerine Yahudilerce bayram yapılmış ve Antakya’nın batı kapısı üzerine
kanatlı melekler ve köprü kapısı üzerine de dört boğa ile çekilen Ay’ı
simgeleyen bir grup dikilmiştir. M.S. 79’da bir yer sarsıntısı ve
vebanın ortaya çıkışıyla, putperestlerin yalancı Apollon’u bu gibi
yıkımların önüne geçmek için birtakım gülünç törenlerle oyalanmıştır.
M.S.
81’den 96’ya dek imparator Trajan Antakya’da kalmış
ve Hıristiyanları sıkıştırmış baskıya almıştır..
Bunun
yanında, sık sık süre gelen yer sarsıntılarından, 94 yılındaki kırk
gün sürmüş ve 115 deli ise binlerce kişinin ölümüne sebep olmuştur.
Bunun üzerine Trajan yeniden evler, hamamlar, su kemerleri ve defnede
Diana Tapınağı yaptırılmıştır. Naides Tapınağına bağlanmıştır. 133’te
ortaya çıkan yangın yüzünden
kent yıkılmıştır. İmparator Antonius Pius
(138-161) kenti yeniden yaptırdı. Bundan sonra imparator
olan Marc-Aurel yurt içinde ortaya çıkan karışıklığı bastırmış ve
115’te yıkıntılaşan hamamları yeniden yaptırmıştır.
Marc-Aurel’den
sonra yerine oğlu Commode geçti M.S. 192’de ortaya çıkan bir ayaklanma
yüzünden Commode yerinden alınarak Pertinax geçtiyse de ancak üç aya
dek imparatorluk yapabilmiştir.
Ayaklananlardan birinin öldürülmesi üzerine, Passenius Tigere yerine
geçmiş ve 194’te Trjan’dan sonra imparator olan
Hadlien (129-131) Tiberius zamanında bşlanan defne su yolu Hadrien
zamanında bitmiştir. Yine bu imparator Naiades
adına bir su deposu yapılmaya başlanmış ve imparator
Antonius Pius zamanında bitmiştir. Böylece kademeli su yolları beş
girişe açılan lağım döşemi ile Septime Severe yönetimi eline almıştır.
Bu
tarihten sonra eyalet ikiye ayrılara, Cool’e Syria
(Deniz-Antakya-Fırat) diğerine Phonicia Syria (Lazkiye-Apama-Pamir)
denmiştir. İmparatorun ölümünden sonra Caracalla
yönetimi eline alarak idare merkezini Antakya’ya taşımıştır. 220
yılında bir yer sarsıntısı 40 gün sürmüş ve önemli zarara yol
açmıştır.
Elegabal’dan
sonra idare Alexandre Sever’e (222-235) geçmiştir. Zamanında defne
halk hamamları yapılmıştır. Bir yandan Legionlar arasındaki
anlaşmazlığı çözmek için uğraşmıştır. 235-238 yılları arasında Julie
Mamea yurdu yönetmiştir. Bundan sonra Gordien Pius (238-243) yönetimi
zamanında Part korkusu baş göstermişse de aniden önlenmiştir.
Gordien’den sonra Philippe Pere (244-251) imparator
olmuş. Bunun bağlı olduğu dine Metropolet Babilas
karşıydı. 251’de ölümü üzerine, oğulları Philippe Jeun, Otocile,
Trajan Dece yönetimi ellerine almışlardır. Bu üç kardeşten sonra
Hereniu, Hostilien (249-251) ve daha sonra Trebonien Galle (251-254)
en son da Volusien (253-263) imparator oldu. 258’de
Partlar Antakya’yı yağmaladılar, yaktılar. Artarda gelen yıkımlardan
halk kendini yitirmiş durumdaydı. İmparator
Voluseien
kentin yıkılan yerlerini onarmıştır. 260 yılında yeniden Part
tehlikesi atlatılmışsa da Palmir Kraliçesi Zennibie (Zeynep)yurdu ele
geçirmiş ve yönetimi dinsel komutaya bırakmıştır.270’te imparator
olan Auri’den gasıp Zennubie’nin güneş tapınağını dağıttı.ve
papazlarını Antakya’dan kovdu. Kendisini de yakalayarak bir hecin
devesine bindirip, halka teşhir etme suretiyle
küçülttü. 275-285 yıllarında imparatorlar süresiz
karışıklıklar, veba, kıtlık,
para bunalımı, yer sarsıntıları ve savaş kaçakları ile
uğraştılar. Sonunda Deioceleteien (285-305) yurdun güvenliğini yeniden
sağladı. Seleucide’lere ait adadaki Hallien’ce onarımına başlanan
saraylar tamamlandı ve önüne bir Tetrapile (Dörtayak) dikildi. Bu
Tetrapil’in üzerinde 4 fil ile çekilen bir savaş arabasıyla
bir tanrı bulunuyordu.
318’de
Antakya Kiliselerini Metropolit Vitalies onartmıştır. 323 de İmparatot
büyük Constantine Antakya Kilisesinin tini lideri olmuştur. 338 de
Constance, Legion’ları düzene sokmuş ve yurt içinde onarım işlerine
başlamıştır. Kısaca Samandağ ilçesinde Mağaracık’ta denize bakan
kapıyı genişletmiş ve tüm Suriye için antroplar yaptırmıştır.
340 ve
341’de ortaya çıkan yer sarsıntısından yıkılan yerler yeniden
yapılmıştır. 353’te Legion’ların çıkan kıtlık yüzünden mağazaları
talan etmeye başlamaları üzerine Constance Galle sertçe
davranarakkargaşanın önüne geçmiştir. Roma’ya giderkende yolda
öldürülmüştür. 362’de Paganizm taraftarı olan Jullien’nin öğretisini
yaymak ve genelleştirmek için Antakya’yı seçmesi, Hıristiyan
Kiliselerine etkili olmaya başlaması üzerine, karışıklıklar çıkmasına
etken olmuştur. 364’te Jullien’nin ölümü Hıristiyan çevresinde
sevinçle karşılanmıştır. 380’de İmparator Theodose
I. Katolik patrik önüne geçmiştir. 394 ve 396’daki yersarsıntıları
kenti yeniden yıkıntıya uğratmıştır. 397’de Antakya Tinsel
lideri St.Jean Cryastom İstanbul Patrikliğine seçilmiştir.
Yurt
379’dan 397’ye dek sürmekte olan kıtlık ve vergilerin aşırılığı
yüzünden
ekonomik bunalım geçirmiştir. Sonunda dört yüzyıl süren Roma
yönetimi yerini Bizans İmparatorluğuna bıraktı.

Yeniden
kurulan Doğu Roma İmparatorluğu’nun çözüm yolları,
yönetimleri açıkça Asiatik karakterde ve mutlak bir yönetim çizgisinde
gelişmekte, tinsel inançları da Roma’dan tümüyle ayrı idi. 408’de İmparator
Theodose II, çökmüş olan tinsel kurumları onararak yeniden bir bazilik
yaptırdı.458’de ortaya çıkan yer sarsıntısından çöken yerler yeniden
onarılmıştır. Böylece, doğal afetler için tapınaklarda dualara
başlanmıştır. Büyük Leon (457-474) St. Simeon kilisesini yaptırdı.
469’da
Leon’un damadı Zenon Doğu Varisi olarak Antakya’da bulunuyordu.
Leon’un ölümünden sonra tahta geçti. Suriyeli Leonis yetmiş kişilik
bir ordu ile Zenon’un üzerine yürüyerek yendi ve başını kesti.
484’deki yer sarsıntında da kale ve duvarlar yıkıldı. 468’de Doğulular
arasında çıkan çatışmalar Yahudilerin kırımıyla son buldu. 494’de
yeniden etkili olan bir yer sarsıntısı olmuştur. Bütün bu felaketlerde
birlikte yurt durgunluğa kavuşmuş, yönetim yolunu değiştirmiş, tinsel
anlaşmazlıklar son bulmuştur.
Ancak,
525’de ortaya çıkan yer sarsıntısı ve bundan doğan yangınlar,
Antakya’yı yer yer yıkıntıya uğratmış ve 526-528 yıllarındaki yer
sarsıntısı da bir yıkım olmuştur. Binlerce insanın ölümüne sebep
olmuştur. Bunun üzerine Justinen tümden çöken Antakya’yı yeniden
onarmıştır. Öbür yönden de Part2ların gözdağısı da durmuyordu.

638’de yurt Arapların eline geçmiştir. Emevi ve
Abbasi
halifelerince yönetilirken Şato Türklerinden Ahmet Tolon 878’de yurdun
yönetimini eline aldı. 904’te Toloniler düşkünlük göstermeye
başladığından yönetim
Abbasi
Halifelerinin eline geçmiştir ve 965’te yeniden Bizans imparatorluğu
Nicephorus II Phocas yönetime geçti. 968’de Nicepholus Phocas yerine
Antakya Dükü olarak Michel Burtres’i bırakarak İstanbul’a gitti. 1085
tarihine dek Antakya değişik düklerle yönetilmiştir. 1085’te İmparator
Alexius I. Comneus
Konya
Selçukilerinden Melik Şah’ın yakınlarından Süleyman Bin Kutulmuş’la
yaptığı savaşta yenilmiş olduğundan Anadolu ile ilgisi kesilmiştir.
Antakya Valisi olan Filaret bağımsızlığını bildirmiştir. Sonunda
Filaret’in oğlu Antakya’yı Süleyman’a bıraktı.
Halep ve
Musul’u elde eden Şeref’ül Devle’ye verilen vergileri Süleyman
tanımadığından, iki taraf arasında meydana çıkan savaşta Süleyman
yenilerek kendini öldürdü. Bunun üzerine Anadolu’da karışıklıklar
ortaya çıktı. Bu karışıklıklardan yararlanan Alexius Comneus, İznik’e
yürüyerek orasını aldı.
Melik
Şah’ın ölümünden sonra, İsfahan’da tutuklu bulunan Süleyman’ın
oğullarına özgürlük verdi.Bunlarda büyük şehzade olan Kılıç Arslan
sultanlığını bildirdi. 1097’de Haçlılarla yaptığı savaşta tutuklanarak
İstanbul’a getirildi. Kılıç Arslan’ın ölümünden sonra babasının
adını alan oğlu yönetime geçti ve haçlılarla savaşı sürdürdü.
Halep
Selçukilerinden Alparslan’ın ölümü üzerine, Suriye’deki Emirler
bağımsızlıklarını bildirdiler. Bunların arasında Antakya Emiri Yağ-ı
Siyan da vardı. 1097’de Kudüs’ü ele geçirmek üzere, İznik’ten çıkan
Haçlılar, Artah (Eski Reyhanlı) önlerine dek geldiler. Müstahkem olan
bu yerin halkından Ermeniler kapıları açarak elde edilmesine yardım
ettiler. Böylece Haçlılar Demirköprü yönünde ilerleyerek, adı geçen
köprüyü de aldıktan sonra, Antakya yakınlarında orduyu yerleştirdiler.
Böylece Haçlılar Antakya’ya aralıklı saldırılarda bulundularsa da
alamadılar. Sonra Prens Bocmond Yağ-ı Siyan’ın komutanlıklarından biri
ile gizlice ilgi kurdu. Ancak ileri sürülen koşullarda, Prens
kararsızlık geçirmekte iken, komutanlardan Karboğa’nın 200.000 kişilik
ordusu ile Antakya’nın yardımına geldiğini Bocmond duyar duymaz çabucak
kabul etti. Böylece hain komutanın kaleden
verdiği parola ile, haçlılar kaleye yaklaşarak aralarında
kararlaştırılan burç kapılarında içeriye girdiler ve bir ermeni
komutan tarafından başı kesilerek Haçlı komutanına götürüldü. Antakya
kuşatması böylece 9 ay sürmüştür. Bundan sonra aralıklı olarak
Antakya’yı almaya gelen müslüman ordularının yaptıkları savaşlar
başarısızlıkla sonuçlandı. Bu arada Karboğa Suriye Atabeylerinden
İmarettin-i Zengi ve oğullarından Nurettin, oğlu
Salih İsmail gelenler arasındadır. Sonunda yurt Türk Memluklerinin
eline geçmiş, böylece biraz Memluklerin biraz da Frankların elinde
uzun süre kalmıştır. 1260’ta Moğol Hükümdarı Hülagu’nun oğlu, Başmut
Halep üzerine yürüyerek Selahaddin’in oğlu Turan Şah’ı yenerek
yönetimi eline almıştır. 1264’te Moğolların çekilmesiyle yönetim
Müslümanlara geçti. Yalnız kıyılar Frankların elindeydi.
1267’de
Moğollarla birleşen Franklar, Baybars (Melik-ül Zahir) ile yaptıkları
savaşta yenilmeleri üzerine Antakya ve yöresindeki şatolar tümüyle
Türk Memlüklerinin eline geçti Baybars Antakya’da bir kilise yerine
bir cami yaptırdı (Habib Nacar).
Türk
Memlüklerinin eline geçmiş ve 14.yy’da Timurlenk yönetiminde de bir
süre kaldıktan sonra Timurlenk’in Semerkand’a gitmesiyle yönetim
yeniden Çerkez Memlüklerinin eline, en son 1516’da Osmanlı İmparatorluğunun
egemenliği altına girmiştir.

Birinci
Dünya Savaşından yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğunun
Antakya’daki son kaymakamı İbrahim Ethem, Antakya’daki birtakım ileri
gelenlerle gizli bir devrim derneğinin (El-Aha-El Arabi)
başka adıyla (Arap Kardeşliği) örgütünün buradaki üyeleri ile
birleşerek Mondros Silah Bırakışmasından üç gün önce 27 Ekim 1918
Pazar günü Kurşunlu Han’da Arap Hükümetini kurduklarını duyurdular.
41.Osmanlı Tümeni henüz Belen’de idi. Antakya Arap Hükümetinin
duyurulması üzerine tam bir hafta sonra 3 Kasım 1918 Pazar günü
Yüzbaşı Halib Bey komutasında bir tabur Türk
Birliği Antakya’ya gelmiş, Hükümet Konağındaki camide göz altına
alınmış olan Türk ileri gelenleri, özellikle ittihatçı oldukları
bilinen kişileri bırakmışlardır. Bir hafta önce Arap Hükümetini
bildiren devrimciler kaçmışlardır.
Silah Bırakışmasının çok ağır koşullarının verdiği yetkiye dayanan
Fransız’lar Osmanlı Hükümetine bir ültimatom vererek İskenderun
sancağından çekilmesini istemiş, bu durum karşısında Antakya’yı almış
olan tabur, 20 kişilik bir kolu burada bırakarak
Gaziantep’e çekilmiştir.iki gün sonra buraya gelen Suriye Arap
Devrimcilerinin ünlü liderlerinden İbrahim Henanü’nün öncülüğünde
burada yeniden Arap Devleti kurulmuş ve daha önce kaçmış olan
devrimciler Antakya’ya dönerek yönetimi ellerine almışlardır. 3
Aralık 1918’de Halep’ten Antakya’ya bir İngiliz birliği gelmiş, ancak
Fransızlarla yaptıkları bir anlaşma ile yeniden Halep’e dönmüşler ve 7
Aralık 1918’de Fransız birlikleri Antakya’yı el altına alarak 30
Aralık 1918’de yönetimi ellerine almışlardır.
1918 yılının Temmuz’unda İskenderun’a gelen bir Amerikan kurulu Wilson
İlkeleri içerisinde hangi yönetimi istediklerini soran bir soruşturma
yapmış ve soruşturmaya Antakya, Kırıkhan, İskenderun ve Reyhanlı
ilçelerini içine alan Hatay’ın öteki bölgelerindeki temsilcilerden
bazıları Arap Hükümeti, bazıları Fransızları istediklerini bildirmiş,
Türk temsilcileri de Osmanlı yönetiminden başka bir şey
istemediklerini açıklamış ancak Amerikan Kurulu artık Osmanlı Yönetimi
için Hatay’ın söz konusu olmadığını Fransa veya Arap Hükümetlerinden
birini seçmek gerektiğini bildirince, temsilciler İskenderun’dan
bölgelerine dönmek zorunda kalmışlardır.
Bu durum karşısında Hatay’da Fransızlara karşı çete savaşları başladı.
Eski Osmanlı Ordusu subaylarından Yüzbaşı Asım Bey’le, Dörtyollu Dede
Beyzade Hakkı Bey komutasındaki çeteler, 29 Mart 1919’da Antakya’yı
basarak, hükümet konağını ele geçirip cezaevini boşaltmış,
Fransızların emri altına giren polis ve jandarmaları öldürmüş, Fransız
askerleri kışlaya sığınarak savunmaya çekilmişlerdir. Cumhuriyet
Mahallesi de ellerindeydi ancak
kentin büyük kısmı çetelerin elinde kalmış ve Fransızlar
tepeye yarleştirdikleri toplarla Antakya’yı zaman zaman bombardımana
başlamışlardı.
Hatay’da başlayan çete savaşlarına, Maraş’taki ulusal güçler örgütü
silah, subay ve savaş gereçleri yardımında bulunuyordu. Çete savaşı
iki yıl sürmüş, Osmanlı Ordusundan bırakılan yedek subaylar da
çetelere katılarak savaşı sürdürmüşlerdir. 21 Ekim 1921’de Ankara’da
Franklen Buyyan ve Büyük Ulusal Komuta arasında imzalanan bir
antlaşmayla Fransızlar, Klikya’yı Türkiye’ye geri vermeyi ve
İskenderun Sancağında yarı bağımsız bir özel yönetim kurmayı kabul
etmiştir. Hatay’daki silahlı çete savaşı bu tarihte sona ererek
çeteler Maraş’a çekilip ulusal güçlere katılmıştır.
Çete savaşı sona erdiği ve Ankara antlaşması olduğu halde Fransızlar
imzaladıkları anlaşmanın hükümlerini uygulamamış ve Hatay’da korkunç
bir baskı havası estirmeye başlamışlardır. Bu baskı özelikle Türklere
karşıydı.
Filistin savaşı boyunca Osmanlı Ordusunu yenerek Suriye’yi ele geçiren
İngiliz Başkomutanı General Allenbe, Fransızlarla anlaşarak Suriye,
Lübnan ve İskenderun Sancağıyla Klikya’yı onlara bırakmış, ancak daha
önce Suriye’de kurdukları kukla faysal Hükümetine ellerinde ki bütün
silahları bırakarak Suriye’de bir Arap Hükümeti kurmuş ve Filistin ile
Irak’a yerleşmişlerdi. Bu sırada Fransızlar Halep yöresindeki Katma
İstasyonu ile Lübnan Sınırında ki Baalbek’te idiler. İlk olarak
Katma’dan Fransız komutanı Halep hükümetine ültimatom vererek Halep’i
alacağını bildirmiş ve 24 saat sonra dört tabur
Fransız Askeri tüfek patlatmadan Halep’i ele geçirmiş ve Faysal
Hükümetine son vermişlerdi. Kısa bir süre sonra bunu Baalbek’teki
Fransız Birliklerinin Şam Hükümetine verdikleri bir ültimatom sonunda
iki ordu çarpışmış eski Osmanlı Albaylarından Şanlı Yusuf Azma (Şam
Hükümetinin Savunma Bakanı) yönetimindeki Arap Ordusu dağılmış,
Fransızlar Şam’ı alarak, Arap Hükümetine son vermişlerdir.
Fransızlar Suriye ve Lübnan’da yerleştikten sonra elde ettikleri bu
iki bölgeyi beş parçaya ayırdılar. Lübnan Cumhuriyeti, Suriye
Hükümeti, Laskiye Alevi Hükümeti, Cebeldürüs Hakimliği, Bağımsız
İskenderun Sancağı Hükümeti. Ancak bu hükümetlerin tümü Beyrut’taki
Fransız Yüce Komiserliğine bağlıydı ve komiserin onayı ve izni olmadan
hiçbir yasa ve buyruk yürümezdi.

1921’de
Ankara’da imzalanan anlaşma hükümlerinden bir kısmını olsun yerine
getirmek için Türkiye baskısı ile Fransızlar 1924’te İskenderun
sancağında sözde bağımsız bir yönetim kurdular.
12 üyelik
sancak komutayı kuruldu. Fakat anayasalar ve dış işlerinde Suriye’ye
bağlıydı. Görevliler Şam Hükümetince atanırdı. Bunlar genellikle
Araplardan ve Türk olmayanlardan seçilirdi. İskenderun Sancağının
mutasarrıfı İbrahim Etem idi. Bununla birlikte İskenderun Sancağından
Fransız delegesinin izni olmadan bir şey yapılamazdı. Örneğin;
Türkiye’den kovulan 150’liklerden bir çoğu Hatay’a gelmiş ve
Fransızlar bunları kilit noktalarına yerleştirmişlerdir. Türkiye’den
kaçan veya kovulan her Türk Fransızların gözdesi idi. İskenderun
sancağındaki görevlilerin %90’nı Türk olmayan ve Türkiye’ye ihanet
etmiş kişilerdi. Birtakım ileri geri gelenlerle Atatürk’e, Laisizme ve
devrimlere düşman olanları Fransızlar korur ve bunların aracılığı ile
Türklere her türlü baskıyı yaparlardı.
Türkiye’de devrimleri günü gününe izleyerek uygulayan Hatay Türkleri
Atatürk’ün izinden ve onun gösterdiği yönde oldukları için Fransızlar
Hatay Türklerine karşı bir durum almışlardı. Bütün ulusal bayramlar
Anayurttakinden daha canlı ve daha coşkulu olarak kutlanır ve
Fransızlar bunlara göz yummak zorunda kalırlardı. Hatay’da asıl
Kurtuluş Savaşı 1923’te Atatürk’ün Adana’da
söylediği şu cümle ile başlar “Kırk Asırlık Yurdu Ecnebi Elinde Esir
Kalamaz”.
Bu sözler
Hatay Türklerinin amentüsü olmuş ve tek umut olarak ona
bağlanmışlardı.

1936
yılında Fransızlar, Suriye ile anlaşarak bu hükümetin egemenliğini
tanıyan bir anlaşmayı Suriye ile imzalamışlardı. Bu anlaşmanın neleri
kapsadığını ve Hatay konusunun bu anlaşmada ele alınıp alınmadığını
öğrenmek için Antalya’daki (Heyet-i Temsiliye) üyelerinden Selim
Çelenk’i İstanbul üzerinden Suriye’ye dönmekte olan Suriye kurulu ile
ilişki kurmak ve Türk Devlet adamları ile görüşmek Suriye-Fransız
antlaşması sırasında Hatay’da izlenecek
politikayı öğrenmeye görevlendirilmişlerdi. Selim Çelenk
1936 yılının eylül ayı ortalarında İstanbul’da Pera Palas Otelinde
Suriye Kurulu ile görüşmüş ve İskenderun Sancağının Durumuyla ilgilli
bilgiler almaya çalışmış, ancak Haşim Ataşi’nin başkanlığında Sadulah
Cabiri, Cemil Mürdün, Ahmet Lahham, Emir Mustafa
Şahabi ve Naim Antaki’den kurulu olan topluluk bu
konuda hiçbir şey sızdırmmış, Türklerle Arapların kardeş olduğunu
aradaki düşman Fransızları başımızdan attıktan sonra bu konuyu
aramızda çözümleyeceklerini, bu konuda Cenevre’de Tevfik Rüştü Aras
ile anlaştıklarını söylemiş ve yuvarlak sözlerle bu işi
savsaklamışlardır. Selim Çelenk o zaman İstanbul’da Park Otel’de
kalmakta olan Adliye Bakanı ve Dışişleri bakanı
Şükrü Saraçoğlu ile görüşerek Suriye kurulu ile yaptığı görüşmeyi
iletmiş, Saraçoğlu bu konunun Başbakan İsmet İnönü ile görüşerek onun
vereceği direktiflere göre davranılmasını sağlık
vermiş, Başbakan İsmet İnönü’nün 3 Eylül 1936’da Selim Çelenk ile
Tayfur Sökmen’e saat 16.00’da randevu vermiş ve aynı gün eski
Dışişleri Bakanlığı binasında Eğitim Bakanı
Saffet Arıkan ile Dış işleri Bakanlığı Genel Yazmanı Ruman Rıfat
Menemencioğlunun’da bulunduğu bir toplantıda Selim Çelenk ile Tayfur
Sökmen, konuyu İsmet İnönü ile görüşerek talimat almışlardır. İsmet
İnönü’nün verdiği talimatın özeti şu idi; İskenderun Sancağı konusu,
barış yoluyla ve aşamalı olarak çözümlenecektir. Hatay topraklarına
katmaya kalkışmak Fransa’ya savaş açmaktır. 15 yılda bu duruma
getirdiğimiz Türkiye’yi İskenderun Sancağı için bir savaş serüvenine
sürükleyemeyiz.
Bu
talimatı Saffet Arıkan aracılığıyla istanbul’da bulunan Atatürk’e
bildirmiş ve O’nun da onayını aldıktan sonra Selim Çelenk, İnönü’nün
verdiği talimatla Hatay’a dönmüştür.
Atatürk,
Hatay sorununda 1923 yılında verdiği sözü yerine getirmek için hasta
olduğu halde, bütün gücüyle bu işi başarma çabası
içinde Mareşal Fevzi Çakmak, Fahrettin Altay ve Başbakan İsmet İnönü
olduğu halde bir trenle Hatay’a gelmek üzere Eskişehir’e gelmiş ve
burada konuyu ortaya koyarak:
“Ben
Devlet Bakanlığını bırakarak Hatay’a gideceğim ve Hatay sorununun
nasıl çözümleneceğini tüm dünyaya göstereceğim.
Siz de, Mustafa Kemal başkaldırdı der ve serbest bırakırsınız” demiş,
buna karşı koyan İsmet İnönü’ye de; “Sen bu işe inanmıyorsan
çekilirsin” demişti. İnönü, Eskişehir’de Atatürk’ten ayrılarak
Ankara’ya dönmüş o zaman Paris Büyükelçimiz Suat Davas’ı telefonla
arayarak Atatürk’ün kararının bildirmiş ve kabinesinin
çekileceğini, Fransız Başkanı Leon Blum’a bildirmesini söylemiş, Suat
Davas’da hemen Leon Blum’la görüşerek durumu açıkça anlatmış, buna
karşı Leon Blum, yelkenleri suya indirerek; “Ne İstiyorsunuz: Hatay
sorununun Uluslar Topluluğuna götürmeye ve orada verilecek karara
boyun eğeriz.” Deyince Suat Davas durumu telefonla Ankara’ya İnönü’ye
bildirmiş, o sırada yanında ki generallerle
Konya İstasyonu’na varmış olan Atatürk burada komutanlarla
Hatay’a giriş planını düzenlerken, İsmet İnönü Paris’le yaptığı
görüşmeyi ve Fransa’nın Ulusal Kuruluna giderek verilecek karara boyun
eğeceğini yıldırım Telgrafla Atatürk’e bildirmiş, bu durum karşısında
Atatürk yolunu değiştirerek Kayseri üzerinden
Ankara’ya dönmüştü.
11 Aralık
1936’da Hatay’da durumu incelemek ve yakında yapılması gereken
Plebisiti hazırlamak üzere Milletler cemiyeti adına türlü uluslardan
kurulu gözlemciler önünde karlı ve çok soğuk bir günde Antakya’da
69.000 kişilik bir kalabalık Hatay’da bir eşine
rastlanmayan büyük bir miting yapmış ve bu kitle hep bir ağızdan
“Bağımsızlık İstiyoruz” diyerek gözlemciler önünden geçmişlerdir.
Hatay Anayasası
gereğince kurulacak Hatay Kamu Kurultayı için yapılması gereken
plebisite 1937 Mayısında başlamış, ancak yabancı
uluslara bağlı, uluslar kurulu delegeleri sandık başlarında plebisiti
sözde yönetmiş Ancak bu plebisit çeşitli baskılar altında hiç de taraf
tutulmadan yapılmadığı için, yolsuzlukları Türkiye protesto ederek
plebisiti yarım bırakarak, Cenevre’ye dönmüş ve Türk olmaya
topluluklardan nüfusları oranında kurulmasını onamışlardır.
Hatay’da
bu işler karışırken, Antakya’da (Habip-Nacar)
alanında olan bir eve sığınan Fransız taraftarlarına 1936 yılının son
günü olan 31 Aralıkta Fransızlarla Türk gençleri arasında bir çatışma
oldu ve bu çatışmada iki Türk genci Fransız tanklarından açılan
makinalı tüfek ateşiyle şehit olmuştu. Selim Çelenk ile Vedi Münir Karabay
olay yerinde bulunuyordu. Bir Fransız subayının komutasındaki milis
askerleri cami önünde yer alan iki Fransız tankı, kendilerine taraftar
olup, bir evde yerleşmiş olan kişileri korumak için yer tutmuş ve
bunların karşısında yüzlerce Türk genci eve saldırmak için çaba
gösterirken süngü takmış Fransız milisleri kalabalığı
dağıtmaya uğraşıyordu. Fransız Komutanı, Selim Çelenk ve Vedi Münir
Karabay’ı çağırarak kalabalığın
dağıtılması için 15 dakikalık bir süre verdiğini, dağılmazlarsa ateş
açtıracağını söylemiş, durum Türk kalabalığına
bildirilmiş ve iç sokaklara çekilmeleri öğütlenmiş ancak coşkunlukları
son sınırına varan Türk gençleri, öğütleri dinlemeyerek direnmiş, bu
sırada topluluktan biri, elindeki tabancayla
tanklara ateş atınca, tanklar ilk önce havaya ateş ederek topluluğu
dağıtmak istemiş, ancak Fransızların bu uyarı ateşine karşılık yine
gençlerden biri ikinci kez ateş edince tanklar namluları halka
çevirerek yaylım ateşine geçmiş topluluk Fransız Milislerinin
süngüleri arasında geri çekilince, tankların ateşiyle iki genç şehit
düşmüştür. Bu şehitler, şimdi Antakya Mezarlığındaki
abidenin altında yatmaktadır.
Şehitlerin fotoğrafları çekilmiş, halkta sokaklara dağılmıştı. Cenevre
Ulusal Kurultayı Genel Kurulunda Hatay sorunu görüşülürken bu
fotoğraflar önemli rol oynamıştır.
1937
yılında yapılan plebisit güldürüsü yarım kalınca, Fransa ile Türkiye
arasında Hatay Kamu Kurultayı kurulması ve Hatay Hükümeti konusunda
bir anlaşmaya varılmıştı. Bu anlaşma gereğince, yukarda belirtildiği
gibi Hatay Kurultayı 40 kişilik olacaktı. Bu sırada durumu yatıştırmak
ve Hatay’da daha düzgün bir yönetim kurmak içim Dr.Abdurrahman
Melek Hatay Valiliğine atanmış, Fransızlarla yapılan bir anlaşmayla
Hatay’a Türk Askeri Birliklerinin girmeleri ve güvenliği Fransızlarla
birlikte sağlamaları için Orgeneral Asım Gündüz’ün Başkanlığında 1938
yılı Haziran ayında Antakya’ya gelerek Fransız Şark Orduları Komutanı
Grl. Hotsinger ile görüşmelere başlanmıştı. Görüşmeler oldukça çetin
geçiyordu. Bir aralık Hotsinger görüşmeleri bırakarak yönerge almak
için Beyburt’a gitmiş ve bir hafta sonra dönerek görüşmeleri
sürdürmüştür. Bunun sonucu olarak 3 Temmuz 1938’de Antakya’da
imzalanan bir anlaşma ile Türk Askerinin Hatay’a girmesi sağlanmıştı.
5 Temmuz
1938’de Türk askeri Birlikleri iki koldan İskenderun ve Hassa
üzerinden Hatay’a girdiler. Yarım kalan plebisit bundan sonra başladı
ve Hatay Kamu Kurultayı üyeleri seçildi. 2 Eylül 1938’de Hatay Kamu
Kurultayı ile toplantısını Antakya’da Gündüz
Sinemasında seçildi. Hatay Devleti kurulduktan sonra Dr.
Abdurrahman Melek’in başkanlığında ve Kurultay dışından
Hatay Devleti’nin 5 kişilik ilk kabinesi kuruldu.
Artık Hatay’da güvenlik yoluna girmişti.

Hatay Devleti’nin yaşımı 10 ay 26 gün sürdü. 29 Haziran
1939’da Hatay Kamu Kurultayı yaptığı son toplantıda Hatay’ın
Türkiye’ye katılma kararını oybirliğiyle onaylayarak dağılmıştı. 18
Temmuz 1939’da ilk Hatay Valisi Şükrü Sökmen Süer Antakya’ya geldi. 23
Temmuz 1939’da Hatay’daki Fransız Askerleri yönetimi Türk Hükümetine
aktararak Hatay’ı bırakıp gitmişlerdi.
Kışla
önünde yapılan gösterişli bir törenle kışlanın gönderindeki Fransız
bayrağı indirilerek yerine Türk bayrağı çekildi ve Hatay 20 yıldan
sonra Türkiye’ye katıldı. |